İskoçya Gezilecek Yerler
Yolunuz bir gün İskoçya’ya düşerse, gezmek için kısıtlı vaktiniz varsa ve nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, İskoçya'da gezilecek yerleri arıyorsanız…
Yolunuz bir gün İskoçya’ya düşerse, gezmek için kısıtlı vaktiniz varsa ve nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, İskoçya'da gezilecek yerleri arıyorsanız size harika bir ‘’reçete’’ hazırladım! Eğer bir tarih meraklısı iseniz başta Edinburgh Kalesi olmak üzere görülmesi gereken tarihi yerler hakkında size harika önerilerim var. Sanata ilgi duyuyorsanız mutlaka gezilmesi gereken müzeleri listenize alabilir, İskoçya doğası ile başbaşa kalmak için muhteşem Loch Lomond’u ziyaret edebilirsiniz. Yabancı bir ülkede o ülkeye ve kültüre özgü en lezzetli yeme-içme mekanlarına göz atabilir ve biraz eğlence isterseniz renkli gece hayatı önerilerini de inceleyebilirsiniz. İskoçya’da 5 gün boyunca yapabileceğiniz her şey, zamanınızı iyi yönettiğiniz ölçüde fevkalade bir rehber!
Görülmesi Gereken Tarihi Yerler
- William Wallace Anıtı
Yolunuz İskoçya'ya düşerse mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden birinden bahsedeceğim. Burası İskoçya’nın Stirling şehrinde bulunan ‘’Ulusal Wallace Anıtı’’ (National Wallace Monument) ve gördüğünüz ilk andan itibaren Viktoryen gotik yapısıyla göz kamaştırıyor. Hepimizin ''Cesur Yürek (Braveheart)'' filminden de hatırlayacağı İskoç halk kahramanı William Wallace anısına inşa edilen yapı, 19. yüzyılda İskoç Ulusal Kimliği'nin yeniden güçlendirilmesi amacıyla başlatılan bağış toplama etkinliği kapsamında yapılmıştır. Mimar John Thomas Rochead tarafından dizayn edilen, Abbey Craig'de yer alan volkanik sarp bir kayalık üzerine oturtulan ve £18,000'ne mal olan anıt yapı 67 metre yüksekliğindedir ve kum taşından yapılmıştır.
Anıt yapının tam da bu noktaya inşa edilmesinin elbette bir nedeni var. 1297 yılında gerçekleşen İskoçya'nın İngiltere'nin egemenliğinden kurtulmak için mücadele verdiği ve kazandığı Stirling Bridge Savaşı öncesinde William Wallace'ın bu tepeye çıkarak İngiltere Kralı I. Edward'ın ordusunun savaşmak için bir araya gelişini izlediği söylenir. Halka açık ziyaret edilebilen Ulusal Wallace Anıtı'nın içerisinde 246 basamaktan oluşan spiral dar merdivenler bulunmaktadır. Orta Çağ atmosferini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bu karanlık ve dar merdivenlerden ilerlendiğinde karşınıza üç ayrı şahane sergi galerisi çıkacaktır.
The Hall of Arms (Silah Salonu); William Wallace'ın 1.68 metre uzunluğundaki ve yaklaşık 3 Kg ağırlığındaki ihtişamlı kılıcının bulunduğu belki de sizi en çok etkileyecek
bölümlerden biri...Burada William Wallace'ın kılıcı haricinde hayat hikayesini ve başarılarını okuyabileceğiniz yazılar, İskoçya Bağımsızlık Savaşları ile ilgili animasyonlar ve heykelleri görebilirsiniz.
The Hall of Heroes (Kahramanlar Salonu); İskoçya tarihinde birçok farklı alanda önemli yer edinmiş ve iz bırakmış ''kahramanlar''a adanmış ve onların heykellerini görebileceğiniz bölüm...Buhar makinesinin geliştiricisi mucit ve mühendis James Watt, yine bir mucit ve mühendis olan William Murdoch, ekonomist Adam Smith, dünyanın gerçek yaşını tespit eden jeolog Hugh Miller ve şair Robert Burns gibi isimlere rastlayabilirsiniz.
The Crown (Tepe); 246 basamak tırmandıktan sonra Stirling şehrinin eşsiz panoramik manzarasını görebileceğiniz yer...Manzara o kadar şahane ki, ilk iki bölümü gezdikten sonra bir zamanlar burada insanların mücadeleler verdiği, savaştığı topraklara bakarken etkilenmemeniz elde değil.
Daha detaylı bilgi edinmek isterseniz The National Wallace Monument | Stirling Tourist Attraction adresini ziyaret edebilirisiniz.
- Scone Palace
Bu bölümde İskoçya’daki M.S. 12. yüzyılda neo-gotik tarzda inşa edilmiş olan hem doğa hem de tarihin iç içe olduğu muhteşem bir yer olan Scone Palace’tan bahsedeceğim. İskoçya’nın en ihtişamlı tarihi saraylarından biri olan Scone Palace, Perth şehrinde bulunuyor. Burası Britanya’nın geç dönem Demir Çağı ve erken Ortaçağ dönemlerinde doğu ve kuzey İskoçya’da yaşayan ve Keltçe konuşan halklarının konfederasyonu olan Picts’in başkentiydi. Scone isminin tam olarak nereden geldiği bilinmese de, eski Keltçe’den günümüze ulaştığı düşünülmektedir. Scone Palace, yüzyıllar boyunca meclis merkezi olmuş, Macbeth ve Robert The Bruce dahil yaklaşık 1000 yıl boyunca İskoç krallarının taç giyme törenlerine sahiplik etmiştir. Bu açıdan bakıldığında bu muhteşem tarihi saray, İskoçya’ya gidildiğinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir.
Yemyeşil bir doğanın içinde bulunan Scone Palace’ın içinde antika koleksiyonları, tablolar ve nadir bulunan el yapımı eserler bulunuyor. Sarayın iç mekanında fotoğraf çekmek yasak olduğundan maalesef herhangi bir görseli sizlerle paylaşamıyorum. Sarayı ister kendiniz girişte edineceğiniz bir kitapçıkla, isterseniz de rehberli gezebiliyorsunuz.
”Kader Taşı” olarak adlandırılan ”Stone of Scone”, yani aynı zamanda ”Taç Giyme Taşı” olarak da nitelendirilen taştan taht, en son 1953’te II. Elizabeth’in taç giyme töreninde kullanılmış. Dikdörtgen biçimindeki kırmızı kumtaşından yapılmış tahtın bir replikası Scone Palace’ın bahçesinde bulunan küçük bir şapelin bahçesinde sergileniyor. Stone of Scone sadece İskoçya’nın değil, aynı zamanda Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda hükümdarlıklarının bir sembolü olarak kabul edilmektedir. Bahsettiğim küçük şapel ise tarihte yapılmış en eski Hıristiyan kiliselerinden biri olmakla beraber, Pict halkının dini anlamda oldukça önemli toplanma yerlerinden biri olma özelliğini taşıdığı söyleniyor.
Sarayın ihtişamlı iç dekorasyonu kadar, dışındaki harika bahçeleri de mutlaka gezmelisiniz...Burada bulunan çam ormanının içinde 1826 yılında dikilen ve şu anda devasa bir gövdeye sahip olan oldukça görkemli bir ağaç bulunmakta. Bu ağaç aynı zamanda Büyük Britanya’nın ulusal miras statüsündeki 50 ağacından biri ve gerçekten görülmeye değer.
Scone Palace’a ait dev bahçeyi dilerseniz yine bir rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz. İçinde ilerledikçe sizi heyecanlandıran sürprizlerle karşılaşmanız mümkün. Örneğin; kendinizi birdenbire yıldız şeklinde dizayn edilmiş 1600 m2’lik dev bir labirentin içinde bulabilirsiniz! 1991 yılında Adrian Fisher tarafından tasarlanmış bu dev labirentin şekli, soylu Mansfield ailesinin amblemi olan beş kenarlı yıldızdan esinlenilmiş. Labirentin tam ortasında ise bir süs havuzunun içine yerleştirilmiş Yunan mitolojisinde bir orman perisi olan Arethusa’nın bronzdan yapılmış harika bir heykeli bulunuyor.
Scone Palace’ın bahçesinde yürüyüşünüze devam ederken etrafta gezen tavus kuşlarına ve sevimli sincaplara rastlayabilirsiniz.
Eğer siz de bir tarih ve doğa tutkunu iseniz İskoçya’ya yolunuz düştüğünde Scone Palace’ı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Detaylı bilgi edinmek için https://scone-palace.co.uk adresini ziyaret edebilirsiniz.
- Glasgow Provands’ Lordship
1471’de St Nicholas Hastanesi’nin bir bölümü olarak inşa edilen ve günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş Provands’ Lordship, Glasgow şehrinde görebileceğiniz tipik bir Orta Çağ evidir. Dönemin piskoposu Andrew Muirhead tarafından yapımı finanse edilen tarihi ev, 19’uncu yüzyıl başlarında papaz ödeneği anlamına gelen ve evin isim anlamının da buradan geldiği anlaşılan ‘’Prebend’’ ya da ‘’Provand’’ olarak isimlendirilen bir gelir desteğiyle Glasgow’un Barlanark bölgesinin bir papazı tarafından mesken tutulmuş.
Bir dönem şeker dükkanı olarak faaliyet gösteren tarihi eve 1920’lerin sonlarında bir deniz tüccarı, hayırsever ve aynı zamanda ünlü bir koleksiyoner olan Sir William Burrell tarafından para bağışı yapılmış ve aynı zamanda 17’inci yüzyıla ait İskoçya mobilyaları bağışlanmış. Daha sonraları Provand’s Lordship Cemiyeti tarafından koruma amaçlı satın alınan ev, 1978 senesinde Glasgow Belediyesi sayesinde restore edilmiş ve halkın ziyaretine açık hale getirilmiş.
Duvarlarında kraliyete ait portre tablolarını görebileceğiniz Provand’s Lordship’e adım attığınız anda kendinizi gerçek anlamda Orta Çağ’a ışınlanmış gibi hissediyorsunuz.
- Edinburgh Kalesi
İskoçya’yı ziyaret ettiğinizde muhakkak görülmesi gereken tarihi yapılardan olan Edinburgh Kalesi’nin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmese de, Tunç Devri’nde inşa edilmiş olabileceği düşünülmektedir ve bu nedenle dünyanın en eski kalelerinden biri sayılır. Bir dönem krallık sarayı olarak da kullanılan Kale, başkent Edinburgh’un ‘’Castle Rock’’ bölgesinde deniz seviyesinden 130 metre yükseklikte volkanik bir kayalığın üzerinde bulunmakta ve her yıl yaklaşık 1 milyon turistin destinasyon noktası olarak İskoçya’da en fazla ziyaretçi ağırlayan yerlerin başında gelmektedir.
Kalenin tümünü gezmek için yaklaşık olarak yarım gününüzü ayırmanızı öneririm. İçinde dolaşmaya başladığınız andan itibaren eşsiz bir tarih yolculuğuna çıkmaya hazır olmalısınız. Kalenin giriş kapısına doğru yaklaşmaya başladığınızda İskoçya tarihine damgasını vurmuş iki halk kahramanı olan Robert the Bruce ve William Wallace’ın bronz heykellerinin adeta kalenin koruyucuları gibi kapının iki yanına yerleştirilmiş olduğunu göreceksiniz.
Kalenin içinde ilerlemeye başladığınızda zamanında kral ve kraliçelerin, askerlerin ya da korsanların geçtiği yollardan yürüdüğünüzü unutmayın! Tarih boyunca özellikle İskoçya Bağımsızlık Savaşları sırasında İngilizler tarafından birçok defa kuşatma altında kalan ve bir bölümü halen askeri kullanımda olan Edinburgh Kalesi’nin keşfedebileceğiniz bazı bölümlerini sizler için sıraladım.
Büyük Salon (The Great Hall)
Taç Meydanı’nın (Crown Square) tam ortasında bulunan silah ve zırhların sergilendiği bu ihtişamlı salona adım attığınızda gözünüze ilk çarpan şey kırmızı duvarlar ve harika bir şöminenin üzerinde duvarda yelpaze şeklinde asılı duran kılıçlar olacaktır. Bununla beraber ahşaptan yapılmış İskoçya’nın sembolleriyle oyulmuş taşların üzerinde duran dev kirişlerden oluşan Britanya’nın en muhteşem tavanını mutlaka incelemelisiniz.
Yapımı 16. yüzyılda tamamlanmış olabileceği düşünülen, bir dönem devlet etkinliklerinin ve büyük ziyafetlerin düzenlendiği Büyük Salon, daha sonraları kışla ve askeri hastane olarak da kullanılmış.
Kader Taşı (The Stone of Destiny)
Scone Palace bölümünde de bahsetmiş olduğum ‘’Stone of Destiny’’ yani ‘’Kader taşı’’ nın Taç Meydanı’nın (Crown Square) doğu bölümünde bulunan Kraliyet Sarayı’nda (Royal Palace) sergilenmektedir. Yüzyıllar boyunca kral ve kraliçelerin yemin törenlerinde kullanılmış olan , İskoçya monarşisinin sembolü kutsal taşın kökeni hala bilinmemektedir. Ancak 1296 yılında İngiltere Kralı I. Edward’ın, bu kutsal taşı İskoçların elinden alıp Westminster’da yeni bir tahta inşa ettirilmesi ile beraber Büyük Britanya’nın taç giyme törenlerinde kullanılmıştır.
Önemi günümüze kadar uzanan bu taşın ilginç bir hikayesi daha vardır. 1950 senesinin Noel Günü’nde dört İskoç öğrenci bu taşı Westminster’dan alarak kayıplara karışmış ve taş ancak üç ay sonra 500 mil ötedeki bir manastırda bulunmuştur. 1996’da ise nihayet resmi olarak İskoçya’ya iade edilmiştir. Bu denli önemli bir tarihi eserin Westminster’a sadece taç giyme töreni vesilesi ile gönderilebileceği bilinmektedir.
İskoçya’nın Hazineleri (Honours of Scotland)
Büyük Britanya’nın en eski mücevherlerini görebileceğiniz yer Hükümdarlık Odası’dır (Crown Room). Şüphesiz ki bu odada görülmesi gereken en ihtişamlı nesne altın, gümüş ve değerli taşlar kullanılarak yapılmış, göz kamaştırıcı güzellikteki kraliyet tacıdır. Bunun haricinde hükümdarlara ait çok değerli asa ve kılıçlar da burada sergilenmektedir.
Bu değerli mücevherlerin günümüze kadar gelmesi de kolay olmamış. İngiltere’de 1600’lü yıllarda askeri ve siyasi bir lider olan, aynı zamanda İngiltere’yi bir cumhuriyet haline getiren ancak İrlanda’da hakimiyet kurmak adına etnik temizlik faaliyetlerinde de bulunan Oliver Cromwell’in ordusundan hazineleri korumak için kaleden çıkarılarak güvenli bir yerde saklanmış. 1707’de İskoçya ve İngiltere arasında imzalanan Birlik Yasası’ndan sonra bir sandığa konularak mühürlenmiş, 1818’de yazar Sir William Scott tarafından yeniden keşfedilmiş.
St Margaret Şapeli (St Margaret’s Chapel)
Edinburgh’un en eski binası olarak adlandırılan St Margaret Şapeli, tahmini olarak 1130 yılında Kral I. David tarafından annesi Kraliçe Margaret anısına yaptırılmış. Kale içinde gezmeye başladığınızda karşınıza çıkan 12. yüzyıldan günümüze ayakta kalmayı başarmış bu sevimli şapel, günümüzde nikah ve vaftiz törenlerine ev sahipliği yapmaya
devam ediyor. Edinburgh Kalesi’nin askeri kullanım amacıyla da kullanıldığı anımsandığında, bugün St Margaret anısına her gün taze çiçekler bırakılan St Margaret Şapeli’nin 1500’lü yıllarda barut deposu olarak kullanıldığı bilinmektedir.
Yarım Ay Topları (Half Moon Battery)
Edinburgh Kalesi’nin doğu tarafında bulunan yarım ay şeklinde dizilmiş topları görmek istediğinizde aynı zamanda Edinburgh’un eşsiz güzellikteki manzarasını seyretmek için de harika bir sebep! Bir zamanlar kaleyi savunmak amacı ile kullanılmış olan bu ateşli silahların konumlandırıldığı yerin altında ise, Orta Çağ’da yapımına başlanan ancak daha sonra bir kuşatma sırasında yerle bir olan David Kulesi’nin kalıntıları bulunmaktadır.
Mons Meg
Kral II. James’e ithafen askeri kuşatmalarda kullanılmak üzere yaptırılan Mons Meg, St Margaret Şapeli’nin teras bölümünde sergilenmektedir. Bu ihtişamlı askeri silah tam olarak altı ton ağırlandır ve 150 kilogramlık barutu yaklaşık 3,2 kilometre öteye fırlatabilecek kapasitededir. Zamanı için en son teknolojik askeri silah olarak kabul edilen Mons Meg, ismini yapıldığı yer olan Belçika’da bir şehirden almaktadır. Bu devasa askeri silaha ait maalesef bazı uğursuz hikayeler de mevcut. 1460’taki Roxburgh Kalesi kuşatması sırasında toplardan biri ateş aldığından Kral II. James’in ölümüne sebep olmakla beraber, Albany Dükü’nün Edinburgh’u ziyareti sırasında aniden ateş alması sonucu bir daha aktif olarak kullanılmamak üzere fesh edilmiş.
Savaş Hapisaneleri (Prisons of War) ve İskoç Ulusal Savaş Anıtı (Scottish National War Memorial)
Bir zamanlar daha çok denizcilerden oluşan savaş esirlerinin ve korsanların tutulduğu karanlık ve sıkışık hapisaneleri gezmek isterseniz ziyaret edilmesi gereken yerlerden birisi de Savaş Hapisaneleri’dir. Çeşitli milletlerden esirin yaşamlarının son yıllarını hatta günlerini geçirdiği bu iç karartıcı hapisaneden kaçmaya çalışan birçok insan olmuş. Bu insanların hapisaneden kaçmak için oyduğu delik bugün hala görülebilmektedir. Bu delikten kaçan esirlerden sadece bir tanesinin başarılı olabildiği söylenmektedir.
İskoç Ulusal Savaş Anıtı ise İskoçya’nın II. Dünya Savaşı’ndan beri dünya şavaşları ve aynı zamanda çeşitli çatışmalarda verdiği kayıplar anısına yapılmış bir anıt mezar niteliğindedir. Anıtın içinde bulunan heykel ve vitraylar 5 İskoç’tan sadece birinin evine dönebildiği I. Dünya Savaşı’ndan çeşiyle sahneleri tasvir eder.
One O’Clock Gun
Edinburgh’un çeşitli yerlerinden duyulan ve bir zaman uyarıcısı olan ‘’One O’Clock Gun’’, geleneksel anlamda 1861’den beri Pazar günü hariç her gün saat tam 13:00’te ateşleniyor. Bu ana tanıklık etmek isterseniz saat 13:00 yerinizi almalısınız.
Gezilmesi Gereken Müzeler
- - The Burrell Collection
The Burrell Collection, uluslararası koleksiyoner ve bir iş adamı olan Sir William Burrell tarafından uzun yıllar boyunca dünyanın çeşitli yerlerinden bizzat kendisinin topladığı sanat eserlerini sergilemek amacıyla Glasgow’da kurulmuş bir müzedir. Etrafındaki yemyeşil alanda sevimli İskoç sığırlarına rastladıktan sonra koleksiyonların sergilenmesi için özel olarak modern tarzda tasarlanmış ve mimari açıdan da tasarım ödülü almış müze binasını göreceksiniz.
Yaklaşık 8.000’den fazla sanat eseri ile oldukça geniş bir koleksiyon olan The Burrell Collection, eski Mısır’dan Çin’e, İslami sanattan Rönesans Avrupası’na kadar birçok heykel, resim ve objeleri ziyaretçilerinin beğenisine sunmakta. Hiç şüphesiz ki, benim en çok etkilendiğim ve görülmesi gereken eserlerden bazıları; Fransız sanatçılar Manet ve Degas’a ait tablo koleksiyonu, Bellini ve Rembrandt’a ait tablolar ve heykeltraş Rodin’in ‘’düşünen adam’’ heykelinin de bulunduğu muhteşem heykel koleksiyonu.
- - Glasgow Modern Sanat Müzesi (Gallery of Modern Art, Glasgow /GOMA)
Hem tarihi yerlerden daha farklı, hem de ufkunuzu genişletecek mekanlar gezmek istediğinizde size önerebileceğim en harika yer Glasgow’da bulunan Modern Sanat Müzesi olacaktır. Glasgow şehir merkezinde bulunan müzenin önünde bir atın üzerinde kafasında trafik dubası bulunan heykel bir dönemin İngiltere başbakanlarından biri olan 1815 yılında Waterloo Savaşı’nda Napolyon’u yenerek savaşı bitirmeyi başaran Arthur
Wellesley’den başkası değil! 1844 yılında İtalyan asıllı Fransız heykeltraş Carlo Marochetti tarafından yapılan heykel adeta şehrin sembolü olmakla beraber Glasgow’da yaşayanların otoriteye karşı takındığı kaygısız ve protest tutumunun da bir simgesi olarak karşımıza çıkıyor.
İlk kez 1996 yılında kapılarını açan Glasgow Modern Sanat Müzesi, tüm dünyadan çağdaş sanatçıların koleksiyonlarını dönemsel olarak sergilemekte. Toplamda dört galeri, bir kütüphane, kafe ve müze mağazasından oluşan bu iç ferahlatan mekanın dış cephesinde bulunan aynalı alınlık ünlü Fransız sanatçı Niki de Saint Phalle’e ait.
En Lezzetli Yeme - İçme Mekanları
- - The Willow Tea Rooms
1903 yılında Glasgow şehrinde İskoçyalı ünlü mimar ve tasarımcı Charles Rennie Mackintosh tarafından modern stilde dizayn edilen The Willow Tea Rooms, isminden de anlaşılacağı gibi ‘’çay odaları’’ olarak hizmet veren bir çay evidir. Çay ticareti yapan Stuart Cranston tarafından satışını yaptığı çayları müşterilerine tattırmak amaçlı açtığı The Willow Tea Rooms, kız kardeşi Kate’in çay odalarını devralması ile tasarım açısından da revize edilmiş. Dönemi için oldukça ilginç bir tasarıma sahip olan bu farklı çay evi, arkası egzajere şekilde yüksek tasarlanmış sandalyelerden oluşan çay odası dekorasyonu ile bir anda sizi ilginç bir atmosferin içine çekiyor. Mackintosh’un diğer tasarımlarını da görebileceğiniz The Willow Tea Rooms, aynı zamanda kahvaltınızı yapabileceğiniz ya da öğlen çayı içebileceğiniz ve enfes tartlar, çörekler, sandviçler ve pastalardan birini deneyebileceğiniz harika bir yer!
- - Scotbeer Tours
Edinburgh ve Glasgow’da katılabileceğiniz en şahane turlardan biri İskoçya’nın en lezzetli biralarını tadabileceğiniz ve özgün ‘’pub’’larını keşfedebileceğiniz ‘’Scotbeer Tours’’ olacaktır. Bu turda hem İskoçya’nın tarihi ile ilgili bilgi edinebilecek hem de birbirinden farklı lezzetlerdeki İskoç biralarını yudumlayabileceksiniz. Dünyanın önde gelen bira ihracatçısı olan İskoçya’ya ayak bastığınızda yapmanız gerekenler arasında ilk sıralarda bulunması neredeyse şart olan muhteşem bir tur!
- - Once Upon A Whisky
Tıpkı ‘’Scotbeer Tours’’ benzeri bir tur olan ‘’Once Upon a Whisky’’, yaklaşık iki buçuk saat içinde Glasgow’da bulunan çeşitli pubları ziyaret ederek farklı viski çeşitlerini tadıp aynı zamanda viskinin tarihçesini, nasıl yapıldığını ve viski hakkında öğrenmek istediğiniz her türlü bilgiyi öğrenebileceğiniz muhteşem bir tur paketi. Her gün saat 13:00’ten 20:00’ye kadar katılabileceğiniz bu tura İskoçya’dan ayrılmadan önce mutlaka katılmalısınız!
- - The Little Chartroom
Edinburgh’ta bulunan The Little Chartroom, fiyat açısından orta-üst segmente hitap eden İskoçya’ya özgü geleneksel yemekleri tadabileceğiniz mütevazi bir dekorasyona sahip ufak sevimli bir restoran. Perşembe’den Pazar gününe kadar 17:00 - 21:15 saatleri arasında akşam yemeği, sadece Pazar günü ise 12:00 - 14:15 saatleri arasında öğle yemeği hizmeti sunan The Little Chartroom, şarap seçenekleri açısından da oldukça geniş bir menüye sahip.
İhtişamlı Doğa
- Loch Lomond
Gezinizin bir bölümünü İskoçya’nın harika doğasını tanıyarak geçirmek isterseniz, aynı zamanda Büyük Britanya’nın en büyük gölü olan Loch Lomond’u ziyaret edebilirsiniz. Loch (İngilizce: Lake) İskoç dilinde ‘’göl’’ anlamına gelmekte. Glasgow’dan bir saat uzaklıkta bulunan göl, 71 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip. Loch Lomond, eşsiz doğa manzarası eşliğinde yürüyüş yapmak için harika bir seçenek olmakla beraber tekne ve su sporları (yüzme dahil) açısından İskoçya’nın önde gelen yerlerinden biri olma özelliğini taşımaktadır.
Göl, sadece su sporları değil aynı zamanda karada yapılan sporlar için de bir cazibe merkezi haline gelmiş. Özellikle golf kulüplerinin yer aldığı bölge uluslararası golf etkinliklerine ev sahipliği yapmış. Kızıl geyik, kızıl sincap, ağaç sansarı ve baykuş gibi vahşi doğaya ait hayvanlara da rastlayabileceğiniz Loch Lomond, kamp yapmak, balık tutmak, bisiklet sürmek gibi aktiviteler için de ziyaretçi çeken bir yer.
Tabi ki bu büyük yüzölçümüne sahip gölün tümünü gezmeye kalktığınızda tam olarak 20 saat sürdüğü söylenmekte ve bu kadar zamanınız olmayacak olması kuvvetle muhtemel. Ancak biraz yürüyüş yaptıktan sonra göl kenarında konumlandırılmış sualtı müzesini gezebilir, acıktıysanız doğa manzarası eşliğinde göl kenarındaki restoranda bir şeyler atıştırabilirsiniz.
Renkli Gece Hayatı
Birleşik Krallık’a özgün ‘’pub kültürü’’, İskoçya’ya gittiğinizde de mutlaka deneyimlemeniz gereken aktivitelerden biri olmalı. Neredeyse her sokakta rastlayabileceğiniz publar, Büyük Britanya vatandaşlarının vazgeçilmez sosyalleşme alanlarından biri. Arkadaş sohbetlerinin ve içkinin adeta su gibi aktığı, bira çeşitlerinin her türünü kolaylıkla bulabileceğiniz publarda, acıktığınızda fast-food ağırlıklı menülerden dilediğinizi ısmarlayabilirsiniz. Bazen daha sakin, bazen daha kalabalık ve bazen de ilginç atmosferlere sahip olan pubların büyük bir bölümünde akşamları mutlaka canlı müzik dinletileri oluyor. Geleneksel pub haricinde gece kulübüne gitmek isterseniz tercihinizi Edinburgh’ta yer alan Dome ya da Glasgow’da The Garage’dan yana kullanabilir veya daha farklı mekanlar görmek isterseniz, aşağıda bahsettiğim mekan önerime göz atabilirsiniz!
- Department of Magic
İskoçya ziyaretinizi daha renkli ve unutulmaz kılmak adına gidebileceğiniz en eğlenceli yerlerden biri Edinburgh’ta bulunan ‘’Department of Magic’’ olacaktır. Harry Potter’dan ilham alınarak tasarlanmış olan mekanı vakit geçirebileceğiniz eğlenceli oyun odaları olarak düşünebilirsiniz. Dilerseniz arkadaşlarınızla 2-5 arasında değişen sayılarda takım oluşturarak yaklaşık 50 dakika süren ‘’sihirli’’ bulmacalar, zeka oyunları ve bilmece yarışmalarına katılarak heyecan yaşayabilir, sadece büyülü atmosferi deneyimlemek isterseniz de mekana özel hazırlanan köpüren ve renk değiştiren içeceklerin tadına bakıp çeşitli oyunlar oynayabilirsiniz. Belirtmekte yarar var, mekana gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor çünkü talep o kadar yoğun ki yerinizi ayırtmadığınız takdirde kapıda kalmanız oldukça mümkün!